Çalışan Annelerin İş-Aile Dengesi

“Ailemle vakit geçirirken bile aklım işim ile meşgul.”

“Tüm sorumluluklar üstüme geliyor. Fiziksel ve duygusal olarak bitmiş durumdayım. Keşke benden bir tane daha olsa…”

“Bazen kaç parçaya bölüneceğimi bilmiyorum; iş yerindeki sorumluluklar, evin işleri, ilgi bekleyen bir eş ve çocuk”

“Günümün yarısından fazlasında işim ile meşgulüm ve çocuğuma yeterince zaman ayıramadığımı düşünüyorum.”

“Yetersiz bir anne olduğumu düşünüyorum; sanki hiçbir şeye yetişemiyorum ve çocuğumun büyümesini kaçırıyor gibi hissediyorum.”

Tüm bu düşünceler size de tanıdık geldi mi? Aslında bu düşünceler tüm dünyadaki annelerin çoğunun ortak düşünceleri. Annelik; kişiye sevgi, şefkat, keyif, doyum gibi olumlu duygular getirse de başta suçluluk olmak üzere hayal kırıklığı, umutsuzluk, tatminsizlik gibi olumsuz duyguları da beraberinde getirmekte. Eğer bu duygulara bir de iş-aile yaşamındaki dengesizlik ve çatışmalar eşlik ediyorsa annelerin depresif ve kaygılı hissetmesi kaçınılmaz bir hal alıyor olabilir.

Nedir bu iş-aile çatışması?

İş-aile çatışması, iş ve aile yaşamındaki beklentilerin birbiriyle uyumsuz olması sonucunda yaşanır. Kişilerin işte ve aile içinde farklı rolleri vardır. Dolayısıyla hem iş hem de aile yaşamında sizden aynı anda bu farklı rolleri üstlenmeniz beklenir. Yani her iki alan da sizin dikkatinizi, enerjinizi ve zaman ayırmanızı ister. Ancak bir kişinin, sınırlı dikkati, enerjisi ve zamanı vardır. Taraflardan biri bu sınırlı olan kaynaklardan daha fazla almaya başladığında ise iş-aile arasındaki dengeler bozulur ve çatışma başlar. Örneğin, bir annenin çocuğunu okuldan alması gereken saatte iş yerinde olması gerekmesi gibi. Bu tarz durumlarda bulunulan iş kurumu da anneleri destekleyici bir tutum sergilemiyor ise işler iyice zorlayıcı bir hal alabilir. Kadınların süper güçleri olduğu ve her alanda başarılı olmaları gerektiği gibi bir yanılsama; hem iyi bir eş ve anne olma hem de başarılı bir kariyer yapma baskısı işleri ne yazık ki zora sokan faktörlerden.  

Sonuç olarak, yoğun bir stres ile birlikte yaşam doyumunun azalması, depresif ve kaygılı hissetme hali ortaya çıkmaktadır. Kişide stresin yarattığı fiziksel belirtiler (baş ağrısı, yorgunluk, çarpıntı, uykusuzluk vb.), duygusal belirtiler (gerginlik, huzursuzluk, isteksizlik vb.) ve zihinsel belirtiler (odaklanamama, unutkanlık vb.) sıklıkla görülmektedir.

Peki, ne yapmalı?

Tüm bu sorunlar, annelerin bireysel sorunları olarak değil de hem iş performansına hem de aile içerisindeki diğer kişilere etkileri göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Bu konuda yapıcı çözümlerin her iki alanda da olumlu etkileri olacağını unutmamalıyız. Annelerin de özel süper güçlerinin olmadığı onların da herkes kadar desteğe ihtiyacının olduğunu fark etmeliyiz. Özellikle eş desteği, birlikte ve ayrı olan tüm ebeveynler için çok önemlidir. Partnerin anlayışlı ve karşı tarafın ihtiyaçlarına karşı duyarlı olmasının, ev ve çocuk ile ilgili sorumlulukların paylaşılmasının aile yaşantısına olumlu etkileri kanıtlanmıştır.

Ayrıca kurumların anneleri destekleyici politikalarının (kreş imkanının sağlanması, esnek çalışma saatleri ile uzaktan çalışma imkanı vb.) kişilerin iş performanslarına olumlu yansıdığı görülmüştür.

Son olarak, her şeyden önce çalışan anneler olarak kendimize daha anlayışlı ve şefkatli olmalı, kendimizi acımasızca yargılamamalıyız. ‘Benim neye ihtiyacım var?’ sorusu ile barışmalı, gerekirse destek istemeyi bilmeliyiz.

Daha iyi hissetmeye bugün başlayın

Uygulamayı indir ve size en uygun psikologu eşleyelim, ücretsiz ön görüşmenizi yapın ve alanında uzman psikologlarımızla görüşün.