Görmezden Gelinmek Neden Bu Kadar Acıtır? Yok Sayılmanın Psikolojik Etkileri

Kısa Özet
Bu yazı, görmezden gelinmenin ve yok sayılmanın neden bu kadar güçlü bir etki bıraktığını sosyal psikoloji ve bağlanma kuramı çerçevesinde ele alıyor. Ostrasizm (dışlanma) kavramı, Kipling D. Williams’ın İhtiyaç Tehdidi Modeli ve dışlanma deneyiminin üç aşamalı süreci anlatılıyor. Sessiz muamelenin sağlıklı bir moladan nasıl ayrıldığı, duygusal ihmalin ne olduğu ve uzun vadeli etkileri inceleniyor. Yazının sonunda görmezden gelinme karşısında uygulanabilecek altı adım aktarılıyor.
Öne Çıkan Noktalar
- Nörobilim çalışmaları, sosyal dışlanma deneyiminin fiziksel acıyla ilişkili beyin bölgelerini aktive edebildiğini göstermektedir.
- Ostrasizm, açık reddetmeden farklı olarak daha pasif ve sessiz bir dışlama biçimidir; kişi ortamda bulunabilir ama psikolojik olarak yokmuş gibi davranılır.
- İhtiyaç Tehdidi Modeli’ne göre dışlanma; aidiyet, özsaygı, kontrol algısı ve anlamlı varoluş olmak üzere dört temel psikolojik ihtiyacı tehdit edebilir.
- Her sessizlik sessiz muamele değildir; açıkça ifade edilen ve geçici olan sağlıklı mola, açıklama yapılmadan iletişimin kesilmesinden ayrılır.
Görmezden gelinmek, insanın varoluşuna dokunan oldukça incitici deneyimlerden biridir. Fiziksel bir saldırı kadar görünür değildir; ancak psikolojik düzeyde izler bırakabilir. Özellikle yakın ilişkilerde, iş ortamında ya da aile içinde bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yok sayılmak; bireyin aidiyet, değer ve görünür olma ihtiyacını zedeler. Sosyal bir varlık olan insan için “fark edilmek” temel bir psikolojik gereksinimdir. Bu gereksinim karşılanmadığında ise kişi yalnızlık, değersizlik ve dışlanmışlık duygularıyla baş başa kalabilir.
Yok Sayılma Psikolojisi Nedir?
Zaman zaman görmezden gelindiğimiz anlar olmuş olabilir. Mesajımıza yanıt gelmemesi, fikirlerimizin dikkate alınmaması ya da bir tartışma sırasında adeta “yokmuşuz” gibi davranılması… Bu deneyimler gündelik ve sıradan görünebilir. Ancak yok sayılmak, sanılandan çok daha derin etkiler yaratabilmektedir.
İlginç olan şu ki, nörobilim çalışmaları sosyal dışlanma deneyiminin fiziksel acıyla ilişkili beyin bölgelerini aktive edebildiğini göstermektedir.1 Bu da “İçim acıdı.” ifadesinin aslında metaforik değil, kısmen nörofizyolojik bir karşılığı olabildiğini öne sürmektedir. Özellikle yakın ilişkilerde (partner, aile, yakın arkadaşlıklar) tekrar eden yok sayılma davranışları, bireyin benlik algısını zedeleyebilir ve uzun vadede kaygı, değersizlik düşünceleri ya da depresif belirtilerle ilişkili olabilir.
Yok sayılma psikolojisinin bir diğer boyutu, kişinin geçmiş bağlanma deneyimleriyle ilişkisidir. Örneğin kaygılı bağlanma örüntüsüne sahip bireyler, görmezden gelinmeyi terk edilme tehdidi olarak yorumlama eğilimindeyken; kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip bireyler duygusal olarak geri çekilerek durumu minimize etmeye çalışabilir. Bu farklı tepkiler, deneyimin öznel şiddetini belirler.2
Öte yandan, yok sayılma her zaman bilinçli bir “cezalandırma” davranışı değildir. Bazen iletişim becerilerinin yetersizliği, çatışmadan kaçınma eğilimi ya da duygusal düzenleme güçlükleri de bu davranışa yol açabilir. Ancak nedeni ne olursa olsun, sistematik hale geldiğinde psikolojik iyi oluş üzerinde yıpratıcı bir etki bırakabilir.
Kısacası yok sayılmak, görünmez bir yara gibidir. Dışarıdan fark edilmeyebilir; ancak bireyin iç dünyasında aidiyet ve değer algısını derinden etkileyebilir. Bu nedenle hem bireysel farkındalık geliştirmek hem de ilişkilerde açık ve doğrudan iletişimi güçlendirmek, yok sayılma döngüsünü kırmada önemli bir adımdır.
Görmezden Gelinme (Yok Sayılma) Nedir?
Görmezden gelinme, bir kişinin bilinçli ya da bilinçsiz şekilde yok sayılması, fikirlerinin dikkate alınmaması ve sosyal etkileşimin dışında bırakılması olarak tanımlanabilir. Mesaja yanıt gelmemesi ya da bir tartışma sırasında yokmuş gibi davranılması gündelik örnekleri arasında sayılabilir. Fiziksel bir saldırı kadar görünür olmasa da psikolojik düzeyde izler bırakabilir ve bireyin aidiyet, değer ve görünür olma ihtiyacını zedeleyebilir. Sistematik hâle geldiğinde psikolojik iyi oluş üzerinde yıpratıcı bir etki bırakabilir.
Ostrasizm (Dışlanma) Nedir?
Ostrasizm (ostracism), bir bireyin ya da grubun bilinçli veya bilinçsiz şekilde görmezden gelinmesi, yok sayılması ya da sosyal etkileşimden uzak tutulması durumunu ifade eder. Sosyal psikolojide bu kavram, açık reddetmeden farklı olarak, daha pasif ve sessiz bir dışlama biçimini tanımlar. Kişi, fiziksel olarak ortamda bulunabilir, fakat psikolojik olarak yokmuş gibi davranılır.
Kavram, tarihsel olarak Antik Yunan’daki “ostrakismos” uygulamasına dayanır. Günümüzde ise bilimsel literatürde özellikle Kipling D. Williams tarafından sistematik biçimde incelenmiş ve kuramsallaştırılmıştır. Williams’ın geliştirdiği Need-Threat Model (İhtiyaç Tehdidi Modeli), ostrasizmin bireyin dört temel psikolojik ihtiyacını tehdit ettiğini öne sürer:3
- Aidiyet ihtiyacı (bir gruba ait olma),
- Özsaygı (değerli ve kabul edilir hissetme),
- Kontrol algısı (etki edebilme hissi),
- Anlamlı varoluş (fark edilme ve önemsenme).
Ostrasizm (Dışlanma) Nasıl Ortaya Çıkar?
Ostrasizm her zaman dramatik bir dışlanma şeklinde gerçekleşmez. Çoğu zaman gündelik ve küçük gibi görünen davranışlarla ortaya çıkar:
- Mesajlara sistematik olarak yanıt verilmemesi,
- Fikirlerin yok sayılması,
- Sosyal ortamlarda konuşurken göz teması kurulmadan geçiştirilmek,
- Partnerin tartışma sırasında “sessiz muamele” uygulaması,
- Özellikle dijital çağda, sosyal medya üzerinden “görülüp cevap verilmemesi” (ghosting) de modern bir ostrasizm biçimi olarak değerlendirilmektedir.
Ostrasizmin Psikolojik Süreci
Araştırmalar, dışlanma deneyiminin üç aşamalı bir süreçte ilerlediğini göstermektedir:3
Refleksif Aşama:
İlk anda birey otomatik olarak duygusal bir acı hisseder. Bu tepki hızlı ve bilinçdışıdır. Nörogörüntüleme çalışmaları, sosyal dışlanmanın fiziksel acıyla ilişkili beyin bölgelerini aktive edebildiğini göstermektedir.
Yansıtıcı (Reflektif) Aşama:
Birey durumu anlamlandırmaya çalışır: “Ben ne yaptım?”, “Beni neden istemiyorlar?” gibi sorular sorar. Bu aşamada benlik algısı ve aidiyet duygusu etkilenir.
Uzun Vadeli Aşama:
Dışlanma kronikleşirse; depresif belirtiler, sosyal izolasyon, öfke ya da aşırı onay arayışı gibi davranışsal tepkiler gelişebilir.
Ostrasizm ile Açık Reddetme Arasındaki Fark
Açık reddetmede mesaj nettir; kişi istenmediğini bilir. Ancak ostrasizmde belirsizlik vardır. Bu belirsizlik, bilişsel olarak daha fazla zihinsel yük oluşturur. Kişi “Gerçekten mi dışlandım, yoksa abartıyor muyum?” ikilemi yaşayabilir. Bu durum da kaygıyı artırabilir.
Görmezden Gelinme Neden Bu Kadar Güçlü Bir Etki Yaratır?
İnsan, evrimsel süreçte bir gruba ait olarak hayatta kalmıştır. Sosyal dışlanma tarihsel olarak hayatta kalma riski yarattığı için, beyin bu durumu tehdit olarak algılayacak şekilde gelişmiştir. Bu nedenle ostrasizm yalnızca sosyal bir sorun değil; aynı zamanda biyopsikososyal bir stresör olarak değerlendirilir.
Ostrasizm, basit bir “iletişim eksikliği” değildir. Sistematik hale geldiğinde bireyin psikolojik sağlamlığını zedeleyebilir, benlik algısını etkileyebilir ve ilişkisel bağları kopma noktasına getirebilir. Bu nedenle hem klinik çalışmalarda hem de günlük ilişkilerde, görmezden gelme davranışlarının fark edilmesi ve sağlıklı iletişim yollarının geliştirilmesi büyük önem taşır.
Sessiz Muamele (Silent Treatment) Nedir?
Sessiz muamele, bir kişinin çatışma ya da rahatsızlık yaşadığı bir durumda iletişimi bilinçli olarak kesmesi, karşısındaki kişiyi görmezden gelmesi ve duygusal temas kurmaktan kaçınmasıdır. Günlük dilde “trip atmak”, “küsmek” ya da “duvar örmek” gibi ifadelerle tanımlansa da psikolojik açıdan bu davranış, pasif-agresif bir iletişim biçimi olarak değerlendirilir.4
Sessiz muamele, sosyal psikoloji literatüründe çoğu zaman ostracism (dışlanma) kapsamında ele alınır. Çünkü kişi fiziksel olarak ortamda bulunmaya devam etse de psikolojik olarak karşısındakini yok sayar. Bu durum, maruz kalan bireyde aidiyet ve değer algısını tehdit edebilir.
Sessiz Muamele ile Sağlıklı Mesafe Arasındaki Fark
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Her sessizlik, sessiz muamele değildir.
Sağlıklı mola (time-out):
Kişi yoğun duygularını düzenlemek için bilinçli ve geçici bir ara verir ve bunu da açıkça ifade eder. Örneğin: “Şu an çok öfkeliyim, biraz sakinleşip konuşmak istiyorum.”
Sessiz muamele:
İletişim kesilir ancak nedenine dair açıklama yapılmaz. Amaç çoğu zaman cezalandırmak, kontrol sağlamak ya da karşı tarafta suçluluk duygusu yaratmak olabilir.
Bu belirsizlik, karşı tarafta yoğun kaygı yaratır: “Bir hata mı yaptım?”, “Beni artık istemiyor mu?”, “Bu ne kadar sürecek?” gibi sorular zihni meşgul eder.
| Durum | Yazıda anlatılan özelliği | Karşı tarafta oluşan durum |
|---|---|---|
| Açık reddetme | Mesaj nettir; kişi istenmediğini bilir. | Belirsizlik yoktur. |
| Ostrasizm / sessiz muamele | İletişim kesilir ancak nedenine dair açıklama yapılmaz; amaç çoğu zaman cezalandırmak, kontrol sağlamak ya da suçluluk duygusu yaratmak olabilir. | Belirsizlik bilişsel olarak daha fazla zihinsel yük oluşturur; “Bir hata mı yaptım?” gibi sorular zihni meşgul eder ve kaygı artabilir. |
| Sağlıklı mola (time-out) | Kişi yoğun duygularını düzenlemek için bilinçli ve geçici bir ara verir ve bunu açıkça ifade eder. | Ara açıkça ifade edildiği için sessiz muameleden ayrılır. |
Görmezden Gelinmenin Psikolojik Etkileri
Araştırmalar, sistematik biçimde görmezden gelinmenin bireyin dört temel psikolojik ihtiyacını tehdit edebildiğini göstermektedir: aidiyet, özsaygı, kontrol ve anlamlı varoluş hissi (Need-Threat yaklaşımı). Sessiz muameleye maruz kalan kişi:5
- Değersizlik hissi yaşayabilir.
- Yoğun kaygı geliştirebilir.
- Sürekli onay arayışına girebilir.
- Ya da tam tersine duygusal olarak geri çekilebilir.
Özellikle romantik ilişkilerde tekrar eden sessiz muamele, ilişki doyumunu düşürmekte ve uzun vadede bağlanma güvenliğini zedeleyebilmektedir.
Sessiz Muamelenin Altındaki Dinamikler
Sessiz muamele her zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Bazen kişi:
- Çatışma çözme becerilerinde zorlanabilir.
- Duygularını ifade etmekte güçlük çekebilir.
- Kaçıngan bağlanma örüntüsüne sahip olabilir.
- Yoğun öfke karşısında donma (freeze) tepkisi gösterebilir.
Ancak davranışın nedeni ne olursa olsun, süreklilik kazandığında ilişkide güç dengesizliği ve duygusal mesafe yaratabilir.
Sessiz muamele, yüzeyde basit bir “küslük” gibi görünse de psikolojik açıdan güçlü bir dışlanma deneyimi yaratabilir. Sağlıklı ilişkilerde çatışma kaçınılmazdır; ancak iletişimi tamamen kesmek yerine duyguları ifade edebilmek ve sınır koyabilmek hem bireysel psikolojik sağlamlık hem de ilişki kalitesi açısından daha işlevsel bir yoldur.
Duygusal İhmal Nedir?
Duygusal ihmal, bireyin — özellikle çocukluk döneminde — temel duygusal ihtiyaçlarının tutarlı ve yeterli biçimde karşılanmaması durumudur. Fiziksel ihmalden farklı olarak burada eksik olan şey bakım değil; duygusal temas, ilgi, onay ve anlaşılma deneyimidir. Çocuk fiziksel olarak korunuyor olabilir; ancak duyguları fark edilmez, adlandırılmaz ya da önemsenmez.6
Bu kavram, bağlanma kuramı çerçevesinde de ele alınır. John Bowlby’nin ortaya koyduğu bağlanma yaklaşımına göre, çocuğun bakım verenle kurduğu erken dönem ilişki, benlik algısının ve ilişki şemalarının temelini oluşturur. Duygusal olarak ihmal edilen çocuk, zamanla şu örtük inançları geliştirebilir:7
- “Duygularım önemli değil.”
- “İhtiyaçlarım yük.”
- “Anlaşılmam mümkün değil.”
Duygusal ihmal çoğu zaman “eksiklik” üzerinden tanımlanırken, duygusal şiddet daha çok zarar verici davranışın varlığı ile ilişkilidir. Ancak bu iki kavram bazı durumlarda iç içe geçebilir. Duygusal şiddet; aşağılama, küçümseme, tehdit etme, manipülasyon ya da sistematik değersizleştirme gibi davranışları içerir. Bu tür tutumlar, bireyin benlik saygısını ve güven duygusunu zedeleyerek psikolojik bütünlüğüne zarar verebilir.
Duygusal ihmalde kişi “görülmemiş” hissederken, duygusal şiddette “yaralanmış” hisseder. Bununla birlikte, kronik ihmal da zaman içinde benzer biçimde değersizlik, yetersizlik ve utanç duygularını besleyebilir. Özellikle çocukluk döneminde hem ihmal hem de duygusal şiddete maruz kalmak, ileriki yaşamda bağlanma sorunları, yoğun kaygı ya da depresif belirtilerle ilişkili bulunmuştur.
Duygusal İhmal Nasıl Anlaşılır?
Duygusal ihmal çoğu zaman dramatik değildir; sessiz ve görünmezdir. Örneğin:
- Çocuğun üzüntüsünün “Abartma.” diyerek küçümsenmesi,
- Başarı dışında duygusal deneyimlerin fark edilmemesi,
- “Ağlama.”, “Güçlü ol.” gibi mesajlarla duyguların bastırılması,
- Fiziksel olarak var olan ama duygusal olarak erişilemeyen ebeveynlik, çocuklukta duygusal ihmale örnek verilebilir.
Duygusal İhmalin Uzun Vadeli Psikolojik Etkileri
Araştırmalar, çocukluk çağı duygusal ihmalinin yetişkinlikte şu alanlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir:
- Düşük özsaygı
- Duyguları tanıma ve ifade etmede güçlük (aleksitimi)
- Yakın ilişkilerde mesafe ya da aşırı onay arayışı
- Kronik boşluk hissi
- Depresif belirtiler
Özellikle tekrar eden ve uzun süreli ihmal, bireyin duygusal ihtiyaçlarını fark etme kapasitesini zayıflatabilir. Kişi, neye ihtiyacı olduğunu bilmez; sadece içsel bir eksiklik hisseder.
Görmezden Gelinme Karşısında Neler Yapılabilir?
Görmezden gelinmek, çoğu zaman öfke, utanç, değersizlik, kaygı gibi yoğun duygusal tepkiler uyandırır. Ancak bu deneyim karşısında verilecek tepki hem psikolojik sağlamlığı hem de ilişkinin geleceğini belirleyebilir. Aşağıdaki adımlar, bu süreci daha sağlıklı yönetmeye yardımcı olabilir.
1. Durumu netleştirin. Varsayım mı, gerçeklik mi?
İlk adım, yaşanan durumun gerçekten sistematik bir görmezden gelme olup olmadığını değerlendirmektir. Bazen iletişim aksaklıkları, yoğunluk ya da yanlış anlamalar da benzer hisler yaratabilir.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Bu durum sürekli mi yoksa tek seferlik mi?
- Açık bir reddetme mi var, yoksa belirsizlik mi?
- Karşı tarafın alternatif açıklamaları olabilir mi?
Bu değerlendirme, otomatik olumsuz yorumları dengelemeye yardımcı olur.
2. Açık ve net iletişim kurun.
Görmezden gelinme deneyimi çoğu zaman konuşulmadığı için büyür. Suçlayıcı olmayan bir dil kullanarak durumu ifade etmek önemlidir. Örneğin, “Son zamanlarda mesajlarıma yanıt alamadığımda kendimi dışlanmış hissediyorum.” demek açık bir iletişim kurmaya yardımcı olur. “Sen zaten hep böylesin” gibi genelleyici ifadeler yerine, “ben dili” kullanmak savunmayı azaltır ve iletişimi açar.
3. Duygusal regülasyona odaklanın.
Görmezden gelinme, özellikle bağlanma hassasiyeti olan kişilerde yoğun kaygı tetikleyebilir. Bu noktada:
- Duyguyu adlandırmak, örneğin “Şu an değersiz hissediyorum.” diyebilmek,
- Nefes ve beden farkındalığı çalışmaları,
- Duygusal günlük tutma gibi uygulamalar regülasyon sürecini destekleyebilir.
4. Kişisel değerinizi ilişkiden bağımsızlaştırın.
Sürekli görmezden gelinmek, benlik saygısını aşındırabilir. Ancak bir kişinin iletişim biçimi, sizin değerinizin göstergesi değildir. Özellikle kronik durumlarda şu ayrımı yapmak önemlidir: “Bu davranış benim değerimi belirlemez; bu, karşı tarafın ilişki kurma biçimidir.” Bu bilişsel çerçeveleme, özsaygıyı korumaya yardımcı olur.
5. Sınır koymayı değerlendirin.
Eğer görmezden gelme sistematik ve manipülatif bir hale gelmişse, sınır koymak gerekebilir. Örneğin: “İletişimin tamamen kesildiği durumlarda kendimi iyi hissetmiyorum. Böyle olduğunda konuşmayı ertelemek yerine kısa bir açıklama yapılmasını tercih ederim.” demek sınır koymaya yardımcı olur. Sınır koymak, ilişkiyi bitirmek anlamına gelmez; ilişkiyi daha sağlıklı bir zemine taşımayı amaçlar.
6. Destek almayı düşünün.
Görmezden gelinme deneyimi tekrarlıyorsa ve kişi sık sık depresif hissediyorsa, yoğun kaygı ya da değersizlik düşünceleri yaşıyorsa, profesyonel destek almak faydalı olabilir. Özellikle çocuklukta duygusal ihmal öyküsü olan bireylerde bu tür tetiklenmeler daha güçlü yaşanabilir.
Sonuç olarak, görmezden gelinmek, insanın en temel ihtiyaçlarından biri olan “görülme ve kabul edilme” ihtiyacını zedeler. Ancak bu deneyim karşısında bilinçli farkındalık geliştirmek, açık iletişim kurmak ve gerekirse sınır koymak mümkündür. En önemlisi, başkasının sessizliği ya da mesafesi, sizin değeriniz hakkında nihai bir yargı değildir.
Sonuç
Görmezden gelinmek, görünür bir saldırı olmasa da bireyin aidiyet, özsaygı, kontrol ve anlamlı varoluş ihtiyaçlarını tehdit edebilen bir deneyim olarak ele alınır. Ostrasizm, açık reddetmeden farklı olarak belirsizlik içerdiği için daha fazla zihinsel yük oluşturabilir ve kaygıyı artırabilir. Sessiz muamele ile açıkça ifade edilen sağlıklı bir molayı ayırt etmek, ilişkilerde önemli bir ayrım olarak sunulur. Durumu netleştirmek, açık iletişim kurmak, duygusal regülasyona odaklanmak, kişisel değeri ilişkiden bağımsızlaştırmak, sınır koymak ve gerektiğinde destek almak bu süreci daha sağlıklı yönetmeye yardımcı olabilir.
Bilgilendirme: Bu yazı yalnızca farkındalık amaçlıdır ve tıbbi tavsiye ya da tanı yerine geçmez. Depresyon, kaygı bozuklukları ve çocukluk çağı ihmaline bağlı ruhsal güçlükler yalnızca yetkili ruh sağlığı uzmanları ve hekimler tarafından değerlendirilebilir. Görmezden gelinme deneyimi tekrarlıyorsa ve yoğun kaygı ya da değersizlik düşünceleri yaşıyorsanız bir profesyonelden destek almanız önerilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1Ostrasizm (dışlanma) nedir?
Ostrasizm, bir bireyin ya da grubun bilinçli veya bilinçsiz şekilde görmezden gelinmesi, yok sayılması ya da sosyal etkileşimden uzak tutulması durumunu ifade eder. Sosyal psikolojide bu kavram, açık reddetmeden farklı olarak daha pasif ve sessiz bir dışlama biçimini tanımlar. Kişi fiziksel olarak ortamda bulunabilir, fakat psikolojik olarak yokmuş gibi davranılır.
2Görmezden gelinmek neden bu kadar güçlü bir etki yaratır?
İnsan evrimsel süreçte bir gruba ait olarak hayatta kaldığı için, beyin sosyal dışlanmayı tehdit olarak algılayacak şekilde gelişmiştir. Nörobilim çalışmaları, sosyal dışlanma deneyiminin fiziksel acıyla ilişkili beyin bölgelerini aktive edebildiğini göstermektedir. Bu nedenle ostrasizm yalnızca sosyal bir sorun değil, aynı zamanda biyopsikososyal bir stresör olarak değerlendirilir.
3Sessiz muamele ile sağlıklı mola arasındaki fark nedir?
Sağlıklı molada kişi yoğun duygularını düzenlemek için bilinçli ve geçici bir ara verir ve bunu açıkça ifade eder. Sessiz muamelede ise iletişim kesilir ancak nedenine dair açıklama yapılmaz; amaç çoğu zaman cezalandırmak, kontrol sağlamak ya da karşı tarafta suçluluk duygusu yaratmak olabilir. Bu belirsizlik karşı tarafta yoğun kaygı yaratabilir.
4Duygusal ihmal nedir ve nasıl anlaşılır?
Duygusal ihmal, bireyin özellikle çocukluk döneminde temel duygusal ihtiyaçlarının tutarlı ve yeterli biçimde karşılanmaması durumudur; eksik olan şey bakım değil, duygusal temas, ilgi, onay ve anlaşılma deneyimidir. Çoğu zaman dramatik değildir; sessiz ve görünmezdir. Çocuğun üzüntüsünün küçümsenmesi, başarı dışında duygusal deneyimlerin fark edilmemesi ve fiziksel olarak var olan ama duygusal olarak erişilemeyen ebeveynlik örnek olarak verilebilir.
5Görmezden gelinme karşısında neler yapılabilir?
Yazıda altı adım öneriliyor: durumu netleştirmek, açık ve net iletişim kurmak, duygusal regülasyona odaklanmak, kişisel değeri ilişkiden bağımsızlaştırmak, sınır koymayı değerlendirmek ve destek almayı düşünmek. Deneyim tekrarlıyorsa ve kişi sık sık depresif hissediyorsa, yoğun kaygı ya da değersizlik düşünceleri yaşıyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir. Sınır koymak ilişkiyi bitirmek anlamına gelmez; ilişkiyi daha sağlıklı bir zemine taşımayı amaçlar.
Kaynakça
- Eisenberger, N. I., Lieberman, M. D. ve Williams, K. D. (2003). Does rejection hurt? An fMRI study of social exclusion. Science, 302, 290-292.
- Smart Richman, L. ve Leary, M. R. (2009). Reactions to discrimination, stigmatization, ostracism, and other forms of interpersonal rejection: a multimotive model. Psychological Review, 116(2), 365.
- Williams, K. D. (2009). Ostracism: A temporal need‐threat model. Advances in experimental social psychology, 41, 275-314.
- Williams, K. D., Shore, W. J., & Grahe, J. E. (1998). The silent treatment: Perceptions of its behaviors and associated feelings. Group Processes & Intergroup Relations, 1(2), 117-141.
- Williams, K. D., & Nida, S. A. (2011). Ostracism: Consequences and coping. Current Directions in Psychological Science, 20(2), 71–75.
- Rees, C. (2008). The influence of emotional neglect on development. Paediatrics and Child Health, 18(12), 527-53.
- Bowlby, E. J. M. (2010). Separation: Anxiety and anger: Attachment and Loss: Volume 2.
Sitemizde bulunan yazılar tıbbi tavsiye içermez ve yalnızca farkındalık yaratmak amaçlıdır. Yazılardan yola çıkarak bir hastalık tanısı konulamaz. Hastalık tanısını yalnızca psikiyatri hekimleri koyabilir.