Ne Seninle Ne Sensiz: İlişkilerde Bağlanma Korkusu

Daha iyi hissetmeye bugün başlayın

Siz de 300 bin mutlu danışanımız gibi hayatınızın kontrolünü elinize alın.

Bağlanma Korkusu Nedir?

Bağlanma korkusu duygusal, fizyolojik ve psikolojik her türlü bağlanmaya karşı aşırı ve irrasyonel şekilde korkma ve kaygı duyma durumudur.

Bağlanma korkusu güvensizlik ile temellenen, kurulan yakınlık ve kendini açma sonrası olası bir terk edilmenin, kopuşun getireceği acıdan hiç derinlikli bir ilişki kurmayarak kaçınmayı öğrenen kişilerde, döngüsel şekilde devam etmektedir1.

Bağlanma korkusu genellikle kişinin bireysel alanına, özgürlüğüne ve hayatı yaşayış şekline aşırı bir müdahale olacağından endişe duyması ile karakterize; belirli deneyim ve öğrenmeler sebebiyle bağlanmadan yoğun şekilde korkan öte yandan bağımlı özellikler taşıyan kişilerde gözlemlenebilen bir durumdur.

Bu açıdan bakıldığında belki de Sezen Aksu’nun şarkısındaki bu sözler bağlanma korkusu nedir sorumuza özet niteliğinde bir cevap oluşturuyor:

   
“Ne böyle senle ne de sensiz

Yazık yaşanmıyor çaresiz

Ne bir arada ne de ayrı

Olmak imkânsız hiç sebepsiz…”

Bağlanma Korkusu Neden Olur?

Bağlanma korkusu tüm korku ve kaygı durumlarında olduğu gibi, çok çeşitli sebepler dolayısıyla ortaya çıkabilir. Bağlanma korkusunun özellikle üzerinde durulan nedenleri ise güvensiz bağlanma stilleri, olumsuz çocukluk deneyimleri, travmatize edici olaylar, tanık olunanlar, mizaç ve kişilik özellikleridir2.

Seçime ve Karşıdakine Güvenememe

Bağlanma korkusu olan kişilerde karşısındaki kişiye güvenmeme ve sürekli karşısındakinden bir şüphe duyma hali oldukça sık rastlanan bir durumdur. Kişi genel manada dünyadaki diğer insanları güvenilir bulmakta zorlanmaktadır.

Kendini açacağı, bir paylaşımda bulunacağı kişinin “doğru kişi” olup olmadığına dair yoğun endişeleri olan kişi bağlanma konusunda da benzer endişelere sahip olabilmektedir. Daha önceki romantik ve arkadaşlık ilişkilerinde de güvensizliklerle karşılaşan biri için ise bu durumun olasılığı daha da artabilmektedir.

Mizaç ve Kişilik Özellikleri

Başkalarına güvenme korkusunun yanında belli başlı kişilik özellikleri de bağlanma korkusunun gelişmesi ve pekişmesi yönünde etkilidir. Özellikle bir ilişkiyi sürdürme ve sorumluluk alma konusunda kendine güvenemediğini, bağımsızlığa ve bireyselliğe düşkünlüğü, çoğunlukla kendi kendine yetebildiğini vurgulayan kişilerde bağlanma korkusu yerleşik bir hal alabilmektedir.

Bunun yanında unutulmamalıdır ki kişilik özelliklerimiz, şüpheciliğimiz ve korkularımız geçmiş öğrenmelerimiz, psikolojik çıkarımlarımız üzerine temellenmektedir. Bu anlamda bağlanma korkusunun psikolojik kökenlerine bakmak faydalı olacaktır.

Bağlanma Korkusunun Psikolojik Kökenleri

Peki bağlanma korkusu neden olur? Bağlanma korkusu ebeveynle kurulan ilk bağ, geliştirilen bağlanma stilleri, çocukluk deneyimleri ve travmatik olaylar ile ilişkilendiriliyor.

Kurulan İlk Bağın Etkisi: Bağlanma Stilleri

Yakınlık, temas, sıcaklık ve güven kavramları ile yaşamın ilk yıllarında tanışırız. Bağlanmaya dair ilk adımlar yine yaşamın ilk yıllarında atılır. Bakım veren ile, özellikle anne ile kurulan ilk bağın niteliği ve bu aşamada öğrenilenler kişinin hayat boyu kuracağı tüm bağ ve ilişkileri etkiler3,4.

Literatürde bilinen toplamda üç bağlanma stili bulunur. Bu bağlanma stillerinden kaygılı bağlanma ve kaçıngan bağlanma olarak bilinen iki tür güvensiz bağlanma kategorisine girer5. İstek ve ihtiyaçları gerektiği gibi karşılanmamış güvensiz bağlanan çocukların, sıcak, şefkatli bir ortamda gelişen, güvenli bağlanan çocuklara göre yetişkinlik yaşamında çok daha yüksek oranda bağlanma korkusu deneyimlediği yönünde araştırmalar mevcuttur6. Günümüzde “ıssız adam sendromu” olarak da karşımıza çıkan kaçıngan bağlanma, uzun süreli ilişki kuramama, duygusal derinliği olmayan kısa süreli ilişkilere eğilimli olma gibi davranışlarla kendini gösterebilir.

ıssız adam filminden “ada ben ayrılmak istiyorum” sahnesi

Çocukluk Travmaları

Birçok ruhsal patolojinin oluşmasında önemli nedenlerden biri olarak kabul edilen çocukluk travmaları bağlanma korkusu gelişiminde de oldukça kritik bir rol oynar.

Çocuğun güvendiği ve kendini açtığı biri tarafından duygusal, psikolojik veya fiziksel istismara uğratılması, yarı yolda bırakılması veya terk edilmesi gibi durumlar oldukça travmatize edici durumlar olarak kabul edilir.

Tahmin edilebileceği gibi böylesine büyük bir hayal ve güven kırıklığına uğrayan çocukların yetişkinliklerinde diğer insanlarla kurdukları ilişki bağlanmaya yönelik bakış açılarının deneyimlenen olumsuzluklardan negatif yönde etkilenmesi beklenen bir durumdur.

Geçmiş Öğrenmeler, Deneyimler ve Tanık Olunanlar

Birebir deneyimlenen sarsıcı ve güvensiz ortamın haricinde kişinin çocukluk döneminde rol model aldığı kişilerin kurduğu ve sürdürdüğü iletişim ve ilişki şekillerini gözlemleyerek bağlanmaya dair çıkarımlar yapması oldukça olasıdır. Sonuç olarak insan gözlemleyerek de öğrenen bir canlıdır.

Yaşam içerisinde güvensizliklere, yanlış bulunan seçimlere, yalan ve kafa karışıklıklarına veya sarsıcı terkedilmelere tanık olan çocukların bağlanma korkusu geliştirme ihtimalleri görece daha güvenilir bir ortamda büyümüş çocuklara göre daha sık rastlanan bir durum olabilmektedir.

Bağlanma Korkusunun Belirtileri

Bağlanma korkusunun sinyalleri bir diğeri ile hali hazırda bir ilişki içerisindeyken veya herhangi bir yakınlık ihtimali öncesi cinsiyet fark etmeksizin benzer şekillerde ortaya çıkabilir.

yoğun ilgi ve aşk gösterileri karşısında kaygılanan kaçıngan bağlanma gösteren birisi

Bağlanma korkusu olan kişilerde ilk bakışta iletişim ve temas sağlamada herhangi bir sıkıntı göze çarpmayabilir. Bağlanma korkusuna dair belirtiler sıklıkla kişinin bir anda “fazla” bir paylaşım içinde bulunduğuna ve bağ kurmak üzere olduğuna dair sinyalleri ilk algıladığı zaman diliminde kendini göstermeye başlayabilir. Bağlanma korkusu kendini şu gibi davranışlar ile gösterebilir:

  • İlişki veya iletişim içerisinde olduğu kişiyi duygusal ve fiziksel olarak “itme”
  • Her türlü yakınlık ve temastan kaçınma
  • Genellikle kısa süreli ve yüzeysel ilişkiler içerisinde olma
  • İlişkilerin geleceğine dair düşünmek ve konuşmaktan büyük ölçüde kaçınma
  • İlişkiye herhangi bir isim (kız arkadaş/ erkek arkadaş, nişanlı, eş) koymaktan kaçınma
  • İlişkinin yürümeyeceğine emin olma
  • Bireysel alanı kaybetme korkusu ve endişesi ile sıkışmış ve boğulmuş hissetme
  • Bağlanmaya dair korku ve kaygı dolayısıyla ilişkiyi ilk yakınlık sinyallerinde sözel veya davranışsal olarak sabote etme
  • İlişki içerisindeyken günün büyük çoğunluğunda karşı tarafın “doğru kişi” olup olmadığına dair yoğun, işlevsiz bir endişe duyma
  • İlişkinin iyi gittiği, sıcaklık, temas ve yakınlığın arttığı durumlarda huzursuz, rahatsız ve gergin hissetme
  • Yakınlık başladıktan sonraki dönemde karşı tarafın başlangıçta hoşa giden özelliklerinin göze batmaya, olumsuz gelmeye başlaması
  • Ortada herhangi bir somut sebep olmaksızın ilişkiden uzaklaşma, kendini çekme
  • Karşı tarafa değer verdiğini, ilgi duyduğunu, ona zaman zaman ihtiyaç duyduğunu kısacası bağlanmaya başladığını gizlemeye çalışma
  • Hassaslıkları ve zayıf bulunan tarafları göstermekten kaçınma, duygusal paylaşımı engelleme

Bağlanma korkusunun belki de en önemli ve açık belirtisi görüldüğü üzere olası veya oluşmak üzere olan duygusal bir yakınlaşmadan kaçınmadır. Öte yandan kişinin öznel deneyimleri ve mizacıyla birlikte bağlanma korkusunun formu, şiddeti ve belirtileri büyük ölçüde değişim gösterebilir.

Bağlanma Korkusunun Farklı Yüzleri

Bağlanma korkusu kimi zaman doğrudan bir bağ kurma korkusu olarak kendini göstermeyebilir. Bu noktada bağlanma korkusunun farklı yansımalarına yakından bakmak faydalı olacaktır.

Bağlanacağım. Peki ya sonra?

Ayrılık Anksiyetesi

Bizler için ayrılığın düşüncesi dahi katlanılmaz ise gün sonunda bitebilme ihtimali olan bir ilişkiyi, bir bağı hiç oluşturmamak kısa vadede konforlu bir yolmuş gibi görünebilir.

Yoğun ayrılık kaygısı yaşayan kişilerde yakınlık korkusu ve bağ kurmadan kaçınma gibi durumlarla oldukça sık karşılaşılır. Kişi bir nevi hiç yakınlık kurmazsa (ki bu doğamız gereği imkansıza yakın bir durumdur) herhangi bir şekilde ayrılığı, üzüntü, öfke ve hayal kırıklığı gibi duyguları tatmıyor olacağına dair bir inanç geliştirir. Bir nevi her türlü bağdan olabildiğince kaçınarak kendini duygusal bir güvenceye alır.

Kısa vadede uygulaması basit ve rahat gibi görünen bu yol uzun vadede kişinin duygusal ve psikolojik dünyasında bir çatışma yaratır.

Terk Edilme Korkusu

“Kendimi açarsam, duygularımı paylaşırsam, alışırsam, bağlanırsam peki ya bir gün benden giderse?” Aklımızdan bu ve buna benzer düşünceler geçiyorsa kurduğumuz ilişkiler içerisinde terk edilmeye dair yoğun bir korku deneyimlediğimizden bahsedebiliriz.

Çocukluk yıllarımızdan bu yana süregelen, sevdiğimiz ve ilişkilendiğimiz kişinin ihtiyacımız olduğu her an orada olacağına dair güvence arayışımız kulağa oldukça hayati, doğal ve anlaşılır gelir. Öte yandan kişinin geçmiş öğrenmelerinden yola çıkarak gündelik hayatında “olası bir terk edilme” durumuna karşı bağlanmaktan kaçınması çoğu zaman farkındalıksız bir şekilde gerçekleşen işlevsiz başa çıkma şekillerinden bir diğeridir.

Terk edilme korkusu ve bağlanma korkusu çift yönlü olarak birbirini etkilemekte ve pekiştirmektedir. Terk edilme korkusuyla bağlanmaktan korkan kişi derinlikli bir yakınlık kuramadığı için çoğunlukla terk edilmeye dair yerleşmiş inançları dönüştürebilecek yeni deneyimler içerisine de girememiş olur.

Bağlanma Korkusu ile Başa Çıkma Yöntemleri

Bir yanıyla bağ kurmaya ihtiyaç duyan bir yanı ile ise belli sebepler dolayısıyla ortaya çıkabilecek yakınlıktan köşe bucak kaçan biri için bu çelişkili durum, korkular ve kaygılarla birlikte yaşamı sürdürmek oldukça sıkıntı verici olabilir.

Ek olarak süregelen yakınlık korkusunun insanlarla çatışmalara ve iletişim problemlerine yol açması oldukça beklenen bir durumdur. Kişi çoğunlukla köşeye sıkışmış, mutsuz, çaresiz ve bunalmış hissediyor; anlaşılmadığını düşünüyor olabilir. Böyle bir durumda küçük adımlar atarak bağlanma korkunuzla temasa geçebilmeniz, farkındalıklı bir mola verebilmeniz adına kullanabileceğiniz birkaç pratik önerimiz var.

Bağlanma Korkusuna Karşı 5 Öneri

  1. Sizin için bağlanmak, yakınlık ve ilişki kurmak ne anlama geliyor açıklıkla inceleyin.
  2. Beliren korku, kaygı, mutsuzluk gibi rahatsızlık verme ihtimali olan duygulara açık, şefkatli ve kabullenici bir kucak açabilmek mümkün mü araştırın.
  3. İlişki içerisine girdiğiniz insanlarla duygu alışverişlerinizin, paylaşımlarınızın farkında olun ve korkunun yükseldiği anlara uyanıklıkla bakın. Burada neler oluyor?
  4. Bağlanmaya dair bir korkunuz olduğunu fark ettiğinizde hakkında kendi öznel deneyiminizi yok saymadan doğru ve bilimsel bilgiler edinmeye gayret gösterin.
  5. Bağlanma korkusu sizi ve sevdiklerinizi zorluyor, yaşamak istediğiniz hayatın önünde bir engel teşkil ediyorsa profesyonel bir yardım almayı değerlendirin.

Bağlanma Korkusu İçin Profesyonel Yardım: Psikoterapinin Rolü

Bağlanma korkusunu uzman bir terapist eşliğinde ele almak oldukça işlevsel bir yoldur. Günümüz psikoterapi yöntemleriyle bağlanma korkunuzla bağlanmaya dair endişe ve korkularınızı yok saymadan, bastırmadan ve ona savaş açmadan baş edebilmeniz mümkündür.

Bağlanma korkusu da hemen hemen tüm korkular gibi öğrenilmiş bir durumdur demek yanlış olmaz. Kişi yaşamın ilk yıllarından itibaren kendiliğinde oluşan veya bir şekilde kendini içinde bulduğu bağların tümünde farklı deneyimlere sahip olmuş, ilişkilere ve bağlanmaya dair çıkarımlar yapmıştır. Bu deneyimler zamanla kişinin bir başkası ile girdiği etkileşim içinde kendini güvensiz hissetmesine ve ayrılık, günün sonunda terk edilme gibi durumlarla dolayısıyla ortaya çıkabilecek yoğun duygularla karşılaşmamak adına her türlü bağdan çoğunlukla farkında olmadan kaçınmasına sebebiyet vermiştir. Kaçınma ile pekişen bağlanma korkusu bir nevi kısır bir döngüye girmiştir.

Terapide danışan ve terapist bahsedilen bu bağlamda bir yolculuğa çıkmaktadır. Kişinin bağ ve yakınlık duymaya dair korku ve endişelerini fark etmesi, geçmiş deneyim ve inançlarının bugün meydana çıkan olumsuz duygulanım ve davranışlarına yansımalarını keşfetmesi terapi süresince üzerinde durulan temel noktalar olarak karşımıza çıkar.

Kişi sahip olduğu yerleşmiş inançlarına, duygu ve davranışlarına profesyonel bir ortamda farkındalıkla baktığında ve bunları yeniden çerçevelendirdiğinde bireyin yaşamı ve ilişkileri otomatikleşen korku ve kaygılara göre değil istek ve ihtiyaçlarına göre şekillenmeye başlar.

Bağlanma ve Bağımlı Olma

Tüm psikolojik zorlanmalarda olduğu gibi terapi süresince psikoeğitimin bağlanma korkusu hususunda da oldukça kıymetli bir yeri vardır. Bağlanma korkusu ile sağlıklı bir şekilde baş etme noktasında bir kişiye, bir ilişkiye, bir canlıya bağlanmak ile bağımlı olmak arasındaki farkları görmek dahi kişi yaşamında büyük değişimler yaratabilir.

Bağlanmak, fiziksel, duygusal, ruhsal bir temas, paylaşım içinde olmak, bir şey veya biri ile ilişkilenmek demektir. Bağ kurma, yakınlık ve sıcaklık duyma gibi durumlar kabul etmek gerekir ki doğduğumuz günden bu yana fiziksel ve ruhsal sağlığımız için olmazsa olmazlar arasındadır2.

Bağımlılık ise yaşamımızı sürdürebilmek adına o şeyin varlığını tek koşul olarak gördüğümüz noktada başlar. Öte yandan artık yetişkinizdir ve yaşamda kalmak için birine bağımlı olma ihtiyacı hissetmeyecek ölçüde fiziksel ve ruhsal olarak gerekli yetkinliklere sahibizdir.

Bu yetkinliğe bahsedilen nedenler dolayısıyla sahip olmadığımıza dair öğrenmeler gerçekleştirdiğimizde bağımlı olduğumuz kişinin veya durumun herhangi bir şekilde “kaybı” kişide tarifsiz bir dehşet yaratır. Kişi her ne olursa olsun ilişkiyi sürdürmeye devam eder ve uğradığı zararı görmezden gelir7. Bağ kurmak yaşamı anlamlı hale getirirken bağımlılıklar hayat içerisinde kişiyi birçok açıdan yıpratır.

Bu noktada terapi yolculuğunda kişiler, dengeli bir iletişim içerisinde olma ve güvenli ilişkilenme hallerini deneyimleyerek, bu ikisi arasındaki farkı birebir yaşayarak öğrenme fırsatı yakalarlar. Aynı zamanda bir ilişki içerisindeyken bireyselliği devam ettirmenin mümkünlüğünü keşfedebilirler.

Kaynakça

  1. Bartholomew, K. 1990, Avoidance of Intimacy: An Attachment Perspective, Journal of Social and Personal Relationships.
  2. Vangelisti, A. L. & Beck G. 2007, Intimacy and Fear of Intimacy, Low-Cost Approaches to Promote Physical and Mental Health, Chapter 20, pp 395-414.
  3. Elibol, Ş & Tok E. S. 2019, Bağlanma Stilleri, Duygu Düzenleme, Reddedilme Duyarlılığı, Yakınlık Korkusu ve Kendini Saklamanın Kırılgan Narsizm ile İlişkisi, AYNA Klinik Psikoloji Dergisi, 6(2), 127-148.
  4. Besharat, M. A. 2012, The relationship between fear of intimacy and marital satisfaction in a sample of Iranian couples: moderating role of attachment styles, Biannual Journal of Applied Counseling, 2(1), 1-18.
  5. Ainsworth M. D. Et al. 2015, Patterns of Attachment.
  6. Phillips T. M. Et al. 2013, Recollected Parental Care and Fear of Intimacy in Emerging Adults, The Family Journal.
  7. George T. Et al. 2020, Remaining in unhappy relationships: The roles of attachment anxiety and fear of change, Journal of Social and Personal Relationships.
*Sitemizde bulunan yazılar tıbbi tavsiye içermez ve yalnızca farkındalık yaratmak amaçlıdır. Yazılardan yola çıkarak bir hastalık tanısı konulamaz. Hastalık tanısını yalnızca psikiyatri hekimleri koyabilir.