Travma Ve Beslenme: Zorlayıcı Yaşantıların Yeme Alışkanlıklarına Etkisi

Daha iyi hissetmeye bugün başlayın

Hiwell altyapısıyla 1 milyonu aşkın kullanıcı psikolojik destek yolculuğuna güvenli bir adım attı! Siz de size en uygun uzman ile şimdi ücretsiz ön görüşme yaparak tanışın.

Başlayın

Travma, bireyin fiziksel veya psikolojik bütünlüğünü tehdit eden olaylar karşısında yaşadığı yoğun stres ve çaresizlik duygusudur. Bu tür yaşantılar, yalnızca duygusal sistemi değil; bedensel işleyişi, hormon dengesini ve dolayısıyla beslenme davranışlarını da etkiler.

Birçok klinik gözlem ve araştırma, travmatik deneyimlerin ardından bireylerin yeme alışkanlıklarında belirgin değişiklikler yaşadığını göstermektedir11. Kimi bireyler iştah kaybı yaşarken, kimileri aşırı yeme eğilimi gösterir. Bazıları için yeme, duygusal acıyı bastırmanın bir yolu haline gelir.

Travma ile beslenme arasındaki ilişki, yalnızca “fazla yemek yemek” veya “yemeyi bırakmak” biçiminde yüzeysel bir değişim değildir; aynı zamanda bedenle kurulan ilişkinin dönüşümü anlamına gelir.

Travma Ve Beden İlişkisi Nedir?

Travma, yalnızca zihinsel bir yara değildir; bedende iz bırakan bir deneyimdir.

Bessel van der Kolk’un12 “The Body Keeps the Score (Beden Kayıt Tutar)” adlı eserinde belirttiği gibi, travmatik deneyimler beyinde, sinir sisteminde ve hormonal dengede uzun süreli etkiler yaratır.

Travma sonrası sinir sistemi genellikle iki uç arasında gidip gelir:

Hiper-uyanıklık (hiperarousal): Sürekli tetikte olma, hızlı kalp atışı, kas gerginliği.

Donma (hypoarousal): Hissizlik, enerjisizlik, bedenden kopma hissi.

Her iki durumda da bireyin içsel denge sistemi (homeostaz) bozulur. Bu durum, yeme davranışları üzerinde doğrudan etkili olur.

Örneğin, stresle birlikte salgılanan kortizol, hem iştahı artırabilir hem de yağ depolanmasını hızlandırır1. Buna karşın bazı bireylerde stres, sindirim sistemini baskılayarak iştahsızlığa yol açabilir.

Dolayısıyla travma sonrası yaşanan yeme değişimleri, yalnızca psikolojik değil, nörobiyolojik temellere de sahiptir.

küsme ve barışmayı temsil eden elleri betimleyen görsel

Zorlayıcı Yaşantıların Yeme Alışkanlıklarına Etkisi

Yaşam boyunca bireyler, kayıp, ayrılık, hastalık, iş stresi veya ilişkisel çatışmalar gibi farklı zorlayıcı yaşantılarla karşılaşır. Bu tür olaylar, psikolojik dayanıklılığın sınırlarını zorlayarak bedensel işleyiş üzerinde doğrudan etkiler yaratabilir. Özellikle yeme davranışları, stres ve duygusal yüklerin en sık yansıdığı alanlardan biridir.

Zorlayıcı yaşantılar karşısında bireyin sinir sistemi savaş-kaç-don tepkisi verir. Bu tepki sırasında kortizol, adrenalin ve norepinefrin gibi stres hormonları salınır. Kısa vadede bu tepki hayatta kalma açısından faydalı olsa da, uzun vadede hormonal dengenin bozulmasına, iştah değişimlerine ve yeme davranışının duygusal bir regülasyon aracı haline gelmesine neden olabilir3.

Yeme Alışkanlıklarımız Psikolojimiz İle İlgili Ne Söylüyor?

Yeme alışkanlıkları yalnızca biyolojik açlıkla ilişkili değildir; aynı zamanda duygusal, bilişsel ve sosyal faktörlerden etkilenir. Zorlayıcı bir yaşam olayı sonrasında birey, duygularını düzenlemekte zorlandığında yemek rahatlama, kontrol veya kendini yatıştırma işlevi görebilir.

Örneğin, bir kayıp sonrası hissedilen boşluk duygusu, kimi bireylerde iştahın tamamen kesilmesine yol açarken; kimilerinde bu boşluk yemekle doldurulmak istenir. Bu tür davranış, bilinçdışı düzeyde “içsel bir boşluğu doyurma” girişimidir6.

Brewerton2 bu durumu, “yeme davranışının duygusal düzenleme işlevi” olarak tanımlar.

Birey yemek yediğinde, beyin ödül merkezinde dopamin ve serotonin salınımı gerçekleşir. Bu kimyasal tepkiler, geçici bir huzur ve kontrol hissi yaratır. Ancak bu rahatlama kısa sürelidir ve çoğu zaman suçluluk, pişmanlık gibi duygularla yer değiştirir.

Duygusal Yeme Nedir?

Zorlayıcı yaşantılarla baş edemeyen bireylerde duygusal yeme bozukluğu (emotional eating) sık görülür.

Bu davranış, açlık hissinden bağımsız olarak duygusal sıkıntıya yanıt olarak yemek yeme eğilimini ifade eder.

Duygusal yeme, özellikle aşağıdaki duyguların baskın olduğu durumlarda artış gösterir:

Kaygı ve gerginlik

Üzüntü, yalnızlık, reddedilme

Kızgınlık veya çaresizlik

Boşluk ve anlamsızlık hissi

Bu noktada yemek, bir duygusal düzenleyici işlevi kazanır. Ancak bu işlev, uzun vadede duygusal farkındalığı azaltır. Birey gerçek duygusunu tanımak yerine, o duygunun yarattığı rahatsızlığı bastırır.

Duygusal yeme, özellikle kadınlarda erkeklere oranla daha yüksek görülmektedir6. Bunun sosyal ve kültürel açıklamaları da vardır: kadınlardan duygularını bastırmaları beklenirken, yemek “kabul gören” bir rahatlama aracı haline gelir.

Zorlayıcı Duygulara Karşı Fizyolojik Tepkiler

Kronik stresin yeme davranışı üzerindeki etkileri yalnızca psikolojik düzeyde değil, nöroendokrin sistem üzerinden de açıklanabilir.

Uzun süreli stres, hipotalamus-hipofiz-adrenal (HHA) ekseninin aşırı uyarılmasına yol açar. Bu da kortizol seviyelerini artırır, kan şekeri dengesini bozar ve bireyin “yağlı, tuzlu, karbonhidratlı gıdalar”a yönelme olasılığını yükseltir4.

küsme ve barışmayı temsil eden elleri betimleyen görsel

Bu tür gıdalar, beynin ödül sistemini hızla aktive eder; kısa süreli “iyi hissetme” sağlar. Ancak aynı zamanda metabolik stres, insülin direnci ve duygusal dalgalanmalar gibi sonuçlar doğurabilir1.

Klinik çalışmalarda, uzun süreli stres yaşayan bireylerde özellikle abur cubur tüketimi ve gece yeme atakları gibi davranışların arttığı gözlemlenmiştir13.

Stres, Kayıp Ve Yeme Bozukluğu İlişkisi

Zorlayıcı yaşantılar yalnızca geçici yeme değişiklikleriyle sınırlı kalmaz; bazen bu değişiklikler kalıcı hale gelerek yeme bozukluklarına dönüşebilir.

Özellikle yas, travmatik ayrılıklar, aile içi şiddet, çocukluk dönemi ihmal veya istismar gibi olaylar, yeme davranışının işlevini kökten değiştirir.

Travmatik yaşantılar sonrası bazı bireyler, yeme üzerinde katı bir kontrol kurarak “bedenini disipline etme” eğilimi gösterir (örneğin anoreksiya nervoza). Diğerleri ise kontrol kaybı yaşayarak tıkınırcasına yeme davranışına yönelir (bulimia nervoza veya BED). Her iki durumda da temel ortak nokta, duygusal düzenleme zorluğu ve bedenle ilişkide kopukluktur5.

Yeme bozukluklarının klinik iyileşme sürecinde bu tür olayların mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman “yemek” bir semptomdur; altta yatan asıl sorun, travmatik stres veya duygusal yoksunluktur.

Aşırı Yeme Travma Belirtisi Olabilir Mi?

Aşırı yeme davranışı, travma sonrası sıklıkla gözlenen bir baş etme biçimidir.

Bu tür davranış, duygusal acının veya kontrol kaybının yarattığı boşluğu yemekle doldurma çabası olarak değerlendirilebilir.

Travmatik deneyim yaşayan bireylerde beyin, özellikle ödül sistemi üzerinde etkilenir. Dopamin ve serotonin düzeylerinde meydana gelen değişiklikler, yeme davranışını “duygusal düzenleme aracı” haline getirir5. Bu durum, “emotional eating” (duygusal yeme) olarak tanımlanır.

Duygusal yeme, bireyin aç olmadığı halde stres, yalnızlık, kaygı veya öfke gibi duygular karşısında yemeğe yönelmesiyle karakterizedir. Bu süreçte yemek, bir “duygu uyuşturucusu” işlevi görür.

Travma geçmişi olan bireylerin %60’ından fazlası, stresli dönemlerde aşırı yeme davranışı sergiler2.

Bu davranış, özellikle çocukluk çağı istismarı, aile içi şiddet, duygusal ihmal gibi erken dönem travmalarla ilişkilidir7.

Yemek, bu bireyler için kontrol duygusunu yeniden kurma aracı haline gelir.

Travma sonrası aşırı yeme bir “zayıflık” değil; sistemin hayatta kalmak için geliştirdiği adaptif bir stratejidir. Ancak bu strateji uzun vadede sağlığı olumsuz etkileyebilir. Yeme eylemi anlık rahatlama sağlasa da, sonrasında suçluluk ve utanç döngüsüne yol açar.

Kısacası, aşırı yeme davranışı travmatik stresin bir belirtisi olabilir. Ancak bu davranışın altında yatan temel duygu “açlık” değil, düzenlenememiş duygusal acıdır.

Yeme Bozukluğu İle Travma Arasında Bağ Var Mı?

Evet, bilimsel olarak güçlü bir bağ bulunmaktadır.

Araştırmalar, yeme bozukluğu tanısı alan bireylerin büyük bir kısmında travma öyküsü bulunduğunu göstermektedir9.

Yeme bozuklukları (örneğin anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu), yalnızca beslenme sorunları değil, duygusal düzenleme bozuklukları olarak da değerlendirilir. Travma, bu düzenlemeyi bozarak bireyin bedeni üzerinde aşırı kontrol kurmasına ya da tamamen kontrolü kaybetmesine yol açabilir.

Travma Ve Yeme Bozuklukları Arasındaki Ortak Temalar:

Kontrol: Travmatik deneyimler genellikle kontrol kaybı ile ilişkilidir. Yeme davranışı, bu kaybı telafi etme çabası olarak ortaya çıkabilir.

Utanç ve Beden Algısı: Travma, özellikle cinsel istismar gibi durumlarda, bireyin bedenine yabancılaşmasına neden olur10. Bu yabancılaşma, beden algısının bozulmasına zemin hazırlar.

Duygusal Uyuşma: Travma sonrası birey, yoğun duygularla baş edemediğinde yeme davranışına yönelerek geçici bir uyuşma hali yaratabilir.

Bu mekanizmalar, yeme bozukluklarının yalnızca “diyet” veya “irade” meselesi olmadığını; derin bir psikolojik savunma sistemi olduğunu gösterir.

Brewerton2, travma öyküsü bulunan bireylerde yeme bozukluklarının hem daha erken başladığını hem de daha dirençli seyrettiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle, travma temelli yeme bozukluklarında tedavi yaklaşımı klasik beslenme düzenlemesinden çok daha fazlasını gerektirir.

Travmatik deneyimler, bedeni “tehdit altında” kodladığı için birey, yeme davranışıyla bu tehdidi yönetmeye çalışır. Bazı durumlarda yemek yemeyi reddetmek, “beden üzerindeki kontrolü” yeniden kazanmanın bir yolu olarak görülür. Diğer durumlarda ise tıkınırcasına yemek, “boşluğu doldurma” ya da “bedeni hissetme” işlevi görebilir.

Travma Sonrası Yeme Bozukluğunda Psikolojik Destek

Travma sonrası gelişen yeme bozukluklarının iyileşmesi, hem bedenin hem de zihnin yeniden güven hissini kazanması ile mümkündür.

Bu nedenle baş etme yaklaşımı, yalnızca yeme davranışına değil, travmatik belleğe, duygusal düzenleme becerilerine ve beden farkındalığına odaklanmalıdır.

1. Travma Odaklı Psikoterapi

Yeme bozukluklarının altında yatan travmatik köklerin fark edilmesi ve işlenmesi gerekir.

Travma odaklı terapi yöntemleri (örneğin EMDR, BDT, DBT), bireyin geçmiş yaşantılarıyla yeniden güvenli bir biçimde temas etmesine yardımcı olur.

Bu süreçte amaç, geçmişi “unutmak” değil; geçmişin bedensel ve duygusal etkilerini yeniden düzenleyebilmektir.

EMDR gibi yaklaşımlar, travma anısının yarattığı yoğun duygusal yükü azaltarak bireyin “şimdi ve burada” kalabilmesini sağlar.

2. Beden Odaklı Yaklaşımlar

Travma bedenle bağın kopmasına neden olduğu için, bedeni yeniden hissetmeye yönelik teknikler (örneğin mindfulness, yoga terapisi, somatik deneyimleme) büyük önem taşır. Bu tür yaklaşımlar, bireyin bedeniyle savaşmayı değil, bedeniyle işbirliği yapmayı öğretir.

3. Beslenme Psikoterapisi Ve Diyetisyen Desteği

Yeme bozuklukları yalnızca psikolojik bir mesele değildir; beslenme düzeninin yeniden kurulması da gereklidir.

Bu noktada psikolog ve diyetisyen iş birliğiyle yürütülen bütüncül yaklaşımlar, bireyin hem fizyolojik hem duygusal iyileşmesini destekler.

4. Destek Grupları Ve Sosyal Bağlantı

Travma bireyi izole eder; yeme bozuklukları da bu izolasyonu derinleştirir.

Destek grupları veya grup terapileri, “yalnız değilim” duygusunu pekiştirir ve iyileşmeyi hızlandırır.

5. Kendine Şefkat Geliştirmek

İyileşme sürecinde en önemli adımlardan biri, kendine karşı anlayışlı bir tutum geliştirmektir.

Kendini yargılamak yerine anlamaya çalışmak, suçluluk döngüsünü kırar.

Klinik araştırmalar, öz-şefkat uygulamalarının yeme bozukluklarında relaps (nüks) oranını azalttığını göstermektedir8.

Travmanın Beslenme Üzerindeki Görünmeyen İzleri

Travma sonrası yeme davranışlarındaki değişim, genellikle “irade eksikliği” ya da “disiplin sorunu” olarak yorumlanır. Oysa bu davranışlar, bedenin kendi savunma stratejileridir.

Beden, geçmişte yaşanan çaresizlik duygusuna karşı bir tür denge kurmaya çalışır.

Kimi zaman bu denge aşırı yeme, kimi zaman yemekten tamamen uzaklaşma biçiminde ortaya çıkar.

Psikoterapi süreçlerinde en önemli farkındalıklardan biri, bireyin bu davranışları “kendine zarar verme biçimi” olarak değil, “hayatta kalma stratejisi” olarak görmeye başlamasıdır. Bu perspektif, suçluluk duygusunu azaltır ve iyileşme motivasyonunu artırır.

Travma, bedende sessiz ama derin bir hikâye bırakır. Bu hikâye bazen kaslarda, bazen nefeste, bazen de yemek tabaklarında gizlidir. Yeme davranışları, çoğu zaman bilinçdışı düzeyde “güven”, “kontrol” veya “rahatlama” arayışının ifadesidir.

Bu nedenle travma ve beslenme ilişkisini anlamak, yalnızca kilo ya da diyet meselesi değildir; bedenin duygusal hafızasını çözümleme sürecidir. İyileşme, bireyin kendi bedenini yeniden güvenli bir yer olarak hissedebilmesiyle başlar. Yemek, bazen sadece yemek değildir. Bazen geçmişin yankılarını susturmanın yoludur.

Kaynakça

    1. Adam, T. C., & Epel, E. S. (2007). Stress, eating and the reward system. Physiology & Behavior, 91(4), 449–458.
    2. Brewerton, T. D. (2007). Eating disorders, trauma, and comorbidity: Focus on PTSD. Eating Disorders, 15(4), 285–304.
    3. Charmandari, E., Tsigos, C., & Chrousos, G. (2005). Endocrinology of the stress response. Annual Review of Physiology, 67, 259–284.
    4. Dallman, M. F., Pecoraro, N., & la Fleur, S. E. (2003). Chronic stress and comfort foods: Self-medication and abdominal obesity. Brain, Behavior, and Immunity, 17(4), 223–233.
    5. Davis, C. (2013). From passive overeating to “food addiction”: A spectrum of compulsion and severity. ISRN Obesity, 2013, 1–20.
    6. Evers, C., Marijn Stok, F., & de Ridder, D. T. D. (2010). Feeding your feelings: Emotion regulation strategies and emotional eating. Personality and Social Psychology Bulletin, 36(6), 792–804.
    7. Gershuny, B. S., & Thayer, J. F. (1999). Relations among psychological trauma, dissociative phenomena, and trauma-related distress.
    8. Kelly, A. C., Carter, J. C., & Borairi, S. (2013). Are improvements in shame and self-compassion early in eating disorders treatment associated with better patient outcomes?
    9. Mitchell, J. E., Wonderlich, S. A., & Steiger, H. (2012). Eating disorders, trauma, and comorbidity.
    10. Smolak, L., & Murnen, S. K. (2002). A meta-analytic examination of the relationship between child sexual abuse and eating disorders.
    11. Troop, N. A., & Treasure, J. L. (1997). Psychological and social factors in eating disorders.
    12. van der Kolk, B. A. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma.
    13. Zellner, D. A., et al. (2006). Food selection changes under stress.
*Sitemizde bulunan yazılar tıbbi tavsiye içermez ve yalnızca farkındalık yaratmak amaçlıdır. Yazılardan yola çıkarak bir hastalık tanısı konulamaz. Hastalık tanısını yalnızca psikiyatri hekimleri koyabilir.

Daha iyi hissetmeye bugün başlayın

Hiwell altyapısıyla 1 milyonu aşkın kullanıcı psikolojik destek yolculuğuna güvenli bir adım attı! Siz de size en uygun uzman ile şimdi ücretsiz ön görüşme yaparak tanışın.

Başlayın