Daha iyi hissetmeye bugün başlayın
Hiwell altyapısıyla 1 milyonu aşkın kullanıcı psikolojik destek yolculuğuna güvenli bir adım attı! Siz de size en uygun uzman ile şimdi ücretsiz ön görüşme yaparak tanışın.
Başlayın- Kaygı (Endişe) Nedir?
- Neden Kaygılanırız?
- Sürekli Endişe Halinde Olmak Normal Midir?
- Endişeli Düşünceler Neden Döngüye Girer?
- Endişe, Takıntılı Düşünce Ve Ruminasyon Arasındaki Fark
- Sürekli Endişeye Psikodinamik Yaklaşım
- Psikodinamik Terapi Kaygı Konusunda Nasıl İşe Yarar?
- Endişe Döngüsünü Fark Ettikten Sonra Neler Yapabilirim? Kaygıya Karşı Pratik Adımlar
Kaygı (Endişe) Nedir?
Endişe, çoğu zaman gelecekte ne olacağını bilemediğimizde ve zihnimiz olumsuz bir ihtimalle karşılaşabileceğimizi düşündüğünde ortaya çıkan, öncelikle bilişsel bir süreçtir. Kaygının bedensel tepkilerinden farklı olarak, endişe daha çok zihinsel bir uğraş şeklinde işler; kişi kendi içinde sürekli senaryolar kurar, olası riskleri tahmin etmeye ve gelecekteki belirsizlikleri zihinsel olarak "çözmeye" çalışır.1
Bu süreç bazen kişiye kontrol hissi veriyormuş gibi görünür. Zira "hazırlıklı olma" veya "en kötü senaryoyu düşünerek hazırlık yapma" fikri, belirsizliğin yarattığı kaygıyı geçici olarak yatıştırabilir. Bu bilişsel durum, kişiyi içsel duygularla yüzleşmekten uzaklaştırarak yalnızca olumsuz ihtimaller üzerinde durmasına neden olabilir. Aslında birçok kişi, farkında olmadan, endişelenerek hem belirsizliğe tahammül etmeye çalışır hem de altta yatan derin duygusal yoğunluğu bastırmaya yönelir. Bu nedenle endişe, zamanla zihni meşgul eden, enerjiyi tüketen ama gerçekçi ve uygulanabilir bir çözüm üretmeyen bir döngü hâline dönüşebilir. Bu döngüde kişi, çözüm arama eylemine odaklanmak yerine, sürekli olarak tehlike sinyallerini taramaya devam eder, bu da sürekli bir zihinsel yorgunluk yaratır.1
Neden Kaygılanırız?
İnsanların sürekli endişelenme eğiliminde olmasının arkasında karmaşık psikolojik mekanizmalar yatar. Araştırmalar, bu davranışın sürmesinin temel nedenlerinden birinin, insanların endişelenmenin işe yaradığına dair geliştirdiği yanlış inançlar olduğunu gösteriyor.4
Bu inanç, çoğu zaman endişe ettikleri olumsuz olayların gerçekleşmemesiyle pekişir. Örneğin, "Eğer bu sunum için saatlerce endişelenmeseydim, kesinlikle kötü geçerdi" gibi bir düşünce ortaya çıkar. Bu durum, zihinde endişelenmenin olumsuz sonuçları önlediği şeklinde bir nedensellik yanılsaması yaratır.4
Ayrıca, bu döngüde bir tür duygusal mekanizma da işler: Kişi, endişelenmediği durumda kötü bir şey olursa ağır bir suçluluk hissedeceğine inanır. Endişelendiğinde ise olay gerçekleşmediği için "Gördün mü, endişelenmem işe yaradı ve felaketi önledi" inancı pekişir. Bu pozitif pekiştirme döngüsü, endişe davranışını güçlendirir. Bu yüzden, insanlar bu düşüncenin mantıksız olduğunu bilseler bile endişe, zihinde bir "koruma mekanizması" olarak görülür ve sürdürülür.4
Sürekli Endişe Halinde Olmak Normal Midir?
Endişe, tek başına patolojik görülecek bir süreç değildir; daha ziyade, faydalı düzeyden kontrol edilmesi güç olan düzeylere ulaşan bir spektrum gibi düşünülebilir. Bu bağlamda, vücudun bir tehdidi fark ederek kendini korumaya geçmesi aslında oldukça doğal ve adaptif bir tepkidir. Hepimiz zaman zaman belli bir duruma yönelik endişe hissedebiliriz ve bu, çoğu zaman bizi daha dikkatli, planlı ve sorumluluk sahibi olmaya yönlendirir.2
Yapıcı Endişe: Bu gibi durumlarda endişe, yaklaşan sorunları fark etmemizi sağlayarak bizi harekete geçmeye hazırlayan bir uyarı işlevi görebilir. Gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz riskleri düşünmek, kimi zaman plan yapmamıza ve kontrol duygumuzu korumamıza yardımcı olabilir.
İşlevsiz Endişe: Ancak endişenin bu yapıcı tarafı, olası tehditleri ve ihtimalleri büyütmeye başladığımız noktada zayıflar. Felaket senaryolarının devreye girmesi, çözüm üretmek yerine zihni sürekli meşgul eden ve bireyi felç eden bir döngü yaratır. Bu işlevsiz döngü, özellikle yoğun endişe yaşayan kişilerde günlük yaşamı, sosyal ilişkileri ve iş performansını olumsuz etkileyebilir.24 Bu tür bir süreç hem zihinsel hem de bedensel olarak yıpratıcı olduğunda, artık sadece geçici bir endişeden bahsetmek mümkün değildir. Böyle durumlarda profesyonel bir destekle bu döngüyü anlamak ve yönetmek önemli bir adım haline gelir.
Endişeli Düşünceler Neden Döngüye Girer?
Bazı insanların sürekli aynı olumsuz düşüncelere takılması, bu düşüncelerin zamanla otomatik ve derin köklü bir alışkanlık hâline gelmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir.7
Başlangıçta kişi, sorunlarını çözmek veya durumu anlamak için bilinçli ve amaçlı olarak düşüncelere odaklanıyor olabilir. Ancak bu düşünceler sık sık aynı ortamda, belirli bir ruh hâli, belirli bir zaman dilimi veya belirli kişilerle birlikte tekrarlandığında, çevresel ve içsel ipuçları onları otomatik olarak tetikleyebilir.7
Bu durum, klasik koşullanma ve çağrışımlı öğrenme yoluyla açıklanabilir: İçsel ve dışsal tetikleyiciler, tekrarlayan düşünceyi harekete geçirebilir ve zamanla bu süreç otomatikleşebilir.
Sonuç olarak, kişi düşüncelerinin zararlı veya işe yaramaz olduğunu bilse bile bu zihinsel döngüyü kırmak zor hâle gelmiş olabilir. Kaygı veya depresyon yaşayan bireyler için bu, döngüden çıkmayı oldukça güç hâle getirebilir çünkü düşünceler artık bilinçli kontrolün ötesinde tetikleniyor ve bir alışkanlık hâline gelmiş olabilir.7
Endişe, Takıntılı Düşünce Ve Ruminasyon Arasındaki Fark
Endişe, Takıntılı Düşünce ve ruminasyon, benzerlikler taşısa da farklı zihinsel süreçlerdir. Takıntılar genellikle kişinin kişiliğiyle çelişen, rahatsız edici içeriklere sahiptir; kısa sürede ortaya çıkar, zihinde sabit kalır ve çoğunlukla istemsiz dürtüler veya zihinsel imgelerle birlikte görülür. Endişe ise daha uzun süren, belirli bir sonuca bağlanmayan ve çoğunlukla gelecekteki belirsizliklere odaklanan, genellikle sözel biçimde ortaya çıkan düşüncelerden oluşur. Kaygı dikkat dağıtır ve harekete geçme isteğiyle bağlantılıdır; takıntılar ise daha istemsiz ve durdurulması zordur.5
Bu ikisinden farklı olarak ruminasyon ise daha çok geçmişteki veya şu anda yaşanan zorlukların anlamlarını, neden veya sonuçlarını anlamak üzere, kişinin yaşamayı arzuladığı hayat ile gerçek durumu arasındaki farklar üzerine yoğunlaşan tekrarlayan olumsuz düşünceler olarak ortaya çıkar. Ruminasyon genellikle sözel biçimde olup anlam arayışına odaklanır ve depresif bir ruh halinde sürer.6
Her iki düşünce biçimi (endişe ve takıntı) de olumsuz duygularla birlikte yaşanabilir ve klinik ya da klinik olmayan bireylerde görülebilir. Ancak endişe, takıntılara kıyasla daha kabul edilebilir ve problem çözme ya da hazırlık amacıyla ilişkili olarak algılanır.5
Sürekli Endişeye Psikodinamik Yaklaşım
Sürekli endişe, psikodinamik açıdan bakıldığında sadece güncel stres faktörlerinin bir sonucu değil, aynı zamanda hem geçmiş deneyimlere hem de kişinin kendi iç dünyasındaki bilinçdışı çatışmalara bağlı olarak ortaya çıkan derin bir belirtidir.8
Erken Dönem Deneyimleri Ve Güven Eksikliği
Çocuklukta bakım verenin duygusal olarak tutarsız, öngörülemez veya yetersiz olması, çocuğun adını koyamadığı bir temel kaygı ve güvensizlik hissetmesine yol açabilir. Bu erken dönemde, duygular ve deneyimler zihinsel olarak tam anlamıyla anlamlandırılamaz ve kaygı sürekli hâle gelebilir.8 Güvenli bir ortam olmadan büyüyen çocuk, çevresel tehditlere karşı sürekli tetikte olur ve bu durum, ilerleyen yaşlarda endişenin kronikleşmesine zemin hazırlayan bir uyarılma durumu yaratabilir. Dolayısıyla sürekli kaygı yalnızca güncel zorluklardan kaynaklanmaz; geçmişte yaşanan yetersizlik ve savunmasızlık deneyimlerinin de güncel yaşamda tekrar eden bir yansımasıdır.
Ayrılma Kaygısı Ve İçsel Çatışmalar
Erken yaşta yaşanan ayrılma ve kayıp deneyimleri, kaygının önemli bir dinamiği olabilir. Çocuk, bakım verenin yanında olmadığında veya kaybını hissettiğinde yoğun panik ve endişe yaşayabilir. Eğer bu kayıp uzun sürerse, umutsuzluk ve depresyon gibi duygular da gelişebilir. Ayrıca, bakım verenle güvenli bir bağ kuramayan çocuk, başkalarının mutluluğu ve desteği için aşırı sorumluluk hissedebilir. Bu durum, bireyin hayatında sürekli kaygı, ilişki bağımlılığı ve kendini ihmal etme duygusu olarak kendini gösterebilir.8 Terapide güvenli ve öngörülebilir bir ilişki sunulması, kişinin bu erken dönem kaygıları ve aşırı sorumluluk duygularını fark etmesine ve kendi sınırlarını anlamasına yardımcı olabilir.
Kaygı aynı zamanda içsel çatışmaların bir işareti olarak da görülebilir. İnsan, bazı arzuları, duyguları veya istekleriyle kendi değerleri, ahlak kuralları veya toplumsal beklentileri arasında çatışma yaşayabilir. Bu çatışma farkında olunmasa bile kaygı şeklinde yüzeye çıkar ve kişinin savunma mekanizmaları devreye girer. Yani kaygı, hem bilinçdışı çatışmanın bir sinyali hem de kişinin bu çatışmayla başa çıkmasını sağlayan bir mekanizma olarak işlev görebilir.8
Özetle, sürekli kaygı sadece günlük streslerden kaynaklanmaz; çocuklukta yaşanan deneyimler, güven eksikliği ve içsel çatışmaların güncel yaşamda tekrar eden bir yansıması olarak ortaya çıkar. Terapide amaç, kaynağı çoğunlukla bilinçdışı olan bu kaygıyı fark ettirerek kişinin kendi duygularını anlamasına ve yönetmesine yardımcı olmaktır. Güvenli ve tutarlı bir ortam, bireyin kaygısını düzenlemesini kolaylaştırır ve uzun vadede bu tekrar eden endişe döngüsünün kırılmasını sağlar.
Psikodinamik Terapi Kaygı Konusunda Nasıl İşe Yarar?
Kaygıyla mücadele eden kişiler için, duygularını anlamak, tetikleyicileri fark etmek ve içsel döngülerden çıkmak çoğu zaman kolay olmayabilir. Araştırmalar, psikodinamik terapinin özellikle sosyal kaygı yaşayan bireylerde belirgin bir rahatlama sağladığını gösteriyor. Bazı çalışmalar, terapiyi ilaç tedavisiyle birleştirmenin, kişinin duygusal tepkilerini düzenleme ve stresle başa çıkma becerilerini daha olgun bir hâle getirdiğini ortaya koymuş.3
Psikodinamik terapi, kaygıyı sadece bir "belirti" olarak görmez; geçmiş deneyimler, bilinçdışı süreçler ve ilişki kalıplarını ortaya çıkararak kişinin kendini daha iyi anlamasını sağlar. Bu yaklaşım, tekrarlayan kaygı döngülerini çözmeye ve bireyin içsel dünyasında farkındalık geliştirmesine yardımcı olur. Sosyal kaygı ve panik bozuklukta etkileri umut verici olarak gözlenirken, diğer kaygı türlerinde de uzun vadede fayda sağladığı görülmektedir. Böylece psikodinamik terapi, yalnızca kaygıyı azaltmak için değil, kişinin kendisini daha derinlemesine tanımasına, duygusal döngülerden kurtulmasına ve ilişkilerinde daha özgür bir alan yaratmasına katkı sağlar.
Endişe Döngüsünü Fark Ettikten Sonra Neler Yapabilirim? Kaygıya Karşı Pratik Adımlar
Endişe döngüsünü kırmak, zihinsel alışkanlıkları yeniden programlamayı gerektiren bilinçli bir süreçtir.
1. Tetikleyicileri Tanıma Ve Gözlemleme
Döngüsel endişeyi azaltmanın ilk ve en kritik adımı, hangi durumların veya içsel/dışsal ipuçlarının bu düşünceleri otomatik olarak tetiklediğini fark etmektir. Düşünceleri gözlemlemek ve bir günlük tutmak faydalı olabilir; ne zaman, nerede ve hangi koşullarda döngü başladığını kaydetmek, alışkanlık üzerinde kontrol sağlamaya yardımcı olur. Tetikleyiciler çevresel (ör. yatak odası, belirli bir mekân) veya davranışsal (işten eve gelmek gibi rutinler) olabilir. İçsel ipuçları da olabilir; örneğin gergin, stresli veya üzgün hissetmek endişeyi başlatabilir. Tetikleyiciler ne kadar erken fark edilirse, döngüyü kırmak o kadar kolay olur.7
2. Çevresel Ve Davranışsal İpuçlarını Değiştirme
Tetikleyici durumlar belirlendikten sonra, onları değiştirmek veya onlardan uzak durmak döngünün ortaya çıkma olasılığını azaltabilir. Örneğin, sabah yatakta düşüncelere takılıyorsanız, kalkıp hafif bir aktivite yapmak veya müzik dinlemek faydalı olabilir. Üzücü şarkılar veya geçmişi hatırlatan objeler tetikleyici olabilir; bunları değiştirmek veya ortadan kaldırmak endişeyi azaltabilir. İçsel tetikleyiciler için, örneğin gergin veya kaygılı hissedildiğinde, derin nefes, kısa yürüyüş veya farkındalık teknikleri gibi erken rahatlama yöntemleri döngüyü engelleyebilir. Her bireyin tetikleyicisi farklıdır, bu nedenle kendi alışkanlıklarını ve işaretlerini tanımak ve farkındalık geliştirmek önemlidir. Bu farkındalık, kişinin endişe döngüsünü bilinçli olarak yönetmesini ve kendine karşı daha nazik olmasını sağlar.7
Kaygı belirti seviyenizi ölçen Kaygı Testi ile kendinizi test edin!
3. Problem Çözmeye Geçiş
Sorunu netleştirdikten sonra ise, olası çözüm yollarını düşünmek ve her birinin ne gibi sonuçlar doğurabileceğini değerlendirmek ve sonrasında uygulamaya geçmek gerekebilir. Bu bazen bir adım atmak, bazen biriyle konuşmak, bazen psikoterapiye başlamak, bazen de değiştiremeyeceğiniz şeyleri kabul etmeye çalışmak anlamına gelebilir.
Yaşadığınız zorluklarla tek başınıza mücadele etmek zorunda değilsiniz. Hiwell’de terapistinizle tanışarak bugünden itibaren terapi yolculuğunuza başlayın.
Kaynakça
- Greenberg, M. (2019, March 30). Why worrying is unhelpful, and one thing you can do instead. Psychology Today. https://www.psychologytoday.com/intl/blog/the-mindful-self-express/201903/why-worrying-is-unhelpful-and-one-thing-you-can-do-instead
- American Psychological Association. (n.d.). Anxiety. https://www.apa.org/topics/anxiety
- Fonagy, P. (2015). The effectiveness of psychodynamic psychotherapies: An update. World Psychiatry, 14(2), 137–150.
- Gladstone, G., & Parker, G. (2003). What’s the use of worrying? Its function and its dysfunction. Australian and New Zealand Journal of Psychiatry, 37(3), 347–354.
- Langlois, F., Freeston, M. H., & Ladouceur, R. (2000). Differences and similarities between obsessive intrusive thoughts and worry in a non-clinical population: Study 1. Behaviour Research and Therapy, 38(2), 157–173. https://doi.org/10.1016/S0005-7967(99)00104-0
- Emamzadeh, A. (2023, May 12). A new explanation for why some people worry so much. Psychology Today.
- Watkins, E. R. (2013, July 28). Four Tips From Habit Research to Reduce Worry and Rumination. Psychology Today.
- Polnay, A., Pugh, R., Barker, V., Bell, D., Beveridge, A., Burley, A., Lumsden, A., Mizen, C. S. & Wilson, L. (2023). Psychodynamic Approaches to Anxiety. In Cambridge Guide to Psychodynamic Psychotherapy (pp. 171–183). Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/9781009104425.013