Psikoterapideki Değişim, Mutluluk Beklentisi ve Varoluşun Keşfi Üzerine

Yeni bir yılın başında belki zihnimizde beliren, bizi motive edip yeni kararlar aldıran hatta fiziksel olarak harekete geçiren; bazen ise yerini konfor alanından çıkma düşüncesinin huzursuzluğuna bırakıp kaygılandırabilen de bir kelime “değişim”. Sadece birkaç dakika durup düşünüldüğünde bile hayatın birçok alanında, her yönüyle karşılığı bulunan ve insanın varoluşu kadar derine uzanan bir kavram.

Milattan önceki yıllara dayanan hayat öyküsü ile Batı felsefesinde önemli bir yer tutan Yunan filozof Herakleitos’un -ünlü Akış öğretisinde- “Aynı nehre iki kez girilmez.” deyişiyle atıf yapmış olduğu bir konudan bahsediyoruz. Söz konusu düşünürün metaforik olarak anlatmak istediği şey, aynı nehre ikinci kez girildiğinde suyun da giren kişinin de aynı olmadığıdır; bu deyiş ile değişime ve onun sürekli olan dinamikliğine vurgu yapmıştır. Günümüze bu denli uzak yıllardan bu yana üzerine düşünülen “değişim” kavramının, gerçekten de insanın doğasının bir parçası olduğunu söylemek mümkün.

Peki, aslında bu denli yakında olan ve hatta belki de insanın varoluşu ile içe içe geçmiş bir şeye dokunabilmek, değişmek; neden bu denli zor olabiliyor? Alaaddin'in bulduğu sihirli lamba sayesinde hayatının birdenbire değişmesi, iyi yürekli Külkedisi’ne yardım etmek için aniden beliren bir iyilik perisi… Dünyaca ünlü olan benzer peri masalları ile büyüyen çocuklar olarak “değişimin sihir gibi bir anda geleceğini” umut ediyor olma olasılığı oldukça anlaşılır bir durum. Elbette, bu arzunun gerçek hayatta bu şekilde gerçekleşmiyor olması, kişinin iyi ya da özel biri olmadığı anlamına gelmez. Aksine; her insan, kendi hayatının başkahramanı ve aynı zamanda bir o kadar da gerçek olan masallarının kendi yaratıcılarıdır. Bu gücün yanında getirebileceği bazı zorluklar, kişi tarafından olumsuz olarak tanımlanabilecek duygular, adeta sonsuzluğa uzanan düzensiz tren vagonları gibi sıralanmış düşünceler, boşluğa bağırılan bir anlaşılmama hissi, hiçbir şeyi -kendini bile- anlamlandıramama serzenişleri, baş edememe deneyimleri ve benzerleri; hepsi öyle kabul edilebilir, öyle anlaşılır ki…

Hayatta, çoğu zaman, kontrol ve müdahale edilemeyen şeyler ile birlikte çeşitli belirsizlikler vardır. Bazen; her şey yok oluversin, acilen yenisi gelsin, anında değişsin, sıklıkla da bir mucize olsun isteriz. Dış dünya için bu, genellikle mümkün değildir. Mucize talep edilen durumlar karşısında baskın olan çaresizlik ve umutsuzluğun asıl kaynağı, çoğu zaman durumun kendisi değil de “elimden bir şey gelmiyor” düşüncesidir. Bu düşünce ile öyle meşgul oluruz ki “odadaki fili” gözden kaçırılabiliriz. İnsan; gözlerini açmaya yeltenip dış dünya gerçekliğinin ne başlangıç ne de bir son olduğunu fark edebilirse ise eğer, dokunuşunun büyük etki yaratacağı ama bir o kadar da kaçırdığı “kendisine” yani “odadaki file” bakabilir.

Psikoterapi yolculuğunun birbirinden özel hayatlara eşlik etmesini anlamlı kılan sebeplerin başında belki de bu gelir. Başında veya ilerisinde, bu yolun zemininin herhangi bir yerinde olan kişi; varlığına, deneyimleri anlamlandırma becerisine, iç ve dış dünyasını algılama şekline; kendine yatırım yapmaya gönüllü olmaktadır. Aslında değişim denilen şeyin tam da burada başladığını görmek mümkündür. Bu, gerçekten de üzerine düşünülmesi gereken bir konudur.

İçeriği çeşitlenen sebepler ve farklı beklentilerle dolup taşan çerçevelere sahip bir şekilde psikoterapi alan ya da almaya başlayan birçok insanın temeldeki ortak motivasyonu “değişim ve mutluluktur”.

Değişim ve mutluluk arzulanır fakat görüldüğü gibi insan, dış dünya üzerindeki belirleyiciliği sınırlı olan bir varlıktır. O halde, kendini keşfetmeye ve dönüştürmeye yönelik bir çaba ile psikoterapide olmak oldukça mantıklı görünmektedir. Dış dünyanın karmaşık olmasının kolayca tahminlenebildiği bu noktada, temel psikoterapi motivasyonu ortak olan bu insanların yoldaki deneyimleri ne denli kesişir? Bu noktada, Evrensel Duygular Teorisi’nden bahsetmek yararlı olabilir. Psikolog Paul Ekman, çeşitli çalışmalar ile 7 duygunun (öfke, küçümseme, iğrenme, korku, mutluluk, üzüntü, şaşkınlık) yüz ifadelerinin evrensel olarak ortak olduğunu ortaya koymuştur.

Birçok kültür ve farklı yaşam şartları olan milyarlarca insan için ortak olduğu gösterilen bu duygu ifadelerinin bile her biri arkasında; özgün deneyimler, yaşantılar, düşünceler ve bambaşka kişilikler olduğunu ön görmek mümkündür. Her bireyin kendisi, hayat dinamiği unsurları ve olumlu-olumsuz tüm varlığı, yüzeyde olmayan detayları ile keşfedilmesi gereken eşsiz bir hazine kutusu gibidir.

İçe Bakış Durağı

-Böylesine özgün bir varoluş hali söz konusu iken değişim herkes için aynı mıdır, aynı hızda ya da benzer yollarla mıdır? Her birimiz bu denli eşsizken yıkandığımız nehirler, girdiğimiz ırmakların üzerinden akan sular, attığımız kulaçlar aynı mıdır; iç dünyamıza olan adımlarımızın eş zamanlı olması ne denli mümkündür?

Beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz, tüm kabul edilebilir yönlerimize; kendimize doğru keşfe çıktığımız bu sürece eşlik eden “terapi yolu”, masallardaki gibi şekerler ile mi döşelidir yoksa burada -aynı gerçek hayattaki gibi- ayağımıza denk gelebilecek taşlar, canımızı acıtabilecek dikenler, güzel çiçekler ve yeşillikler bir arada mı bulunur? 7 evrensel duygu ifadesi arasında olumlu olarak algılanan tek duygunun “mutluluk” olması, onu ulaşılmaz mı kılar ya da gözlerimizi kapatıp ulaşmayı dilediğimiz yegâne amaç mı yapar?-

Dört mevsimi yaşadığımız hayat gerçekliğinde seyahat ederken yağmuru da karı da güneşi de kucaklayabildiğimizde, gökkuşağı daha anlamlı belirecek ve rüzgârın yön değiştirmesine (değişime) böyle dokunabileceğiz belki de. Tanımladığımız olumlu ve olumsuz tüm duyguları sağlıklı şekilde yaşamak, kendimize daha iyi davranmak, her geçen gün kendimizden yeni bir parça görebilmek ve buna istekli olmak… Gerçek dünyamızın masalını anlamlandırmayı keşfedip “mutluluk” gibi “üzüntüyü” de severek bize ait her bir parçanın öğrenmeye, deneyimlerin ise gelişime dair olduğunu fark etmek mümkün.

Psikoterapide Değişim

Tüm bu keşif sürecinde psikoterapi hem deneyimlere eşlik eden hem de kendi başlı başına özel bir deneyim olan, bilimsel etkililiği kanıtlanmış yöntem ve tekniklerin kullanıldığı bir yoldur; bu nedenle hayatın kendisi kadar gerçektir. Psikoterapi sihirli bir masal değildir ve terapistin sihirli değneği yoktur, hiç var olmamıştır. İdealde, aranızda süreci birlikte yapılandırdığınız profesyonel bir ilişki vardır. Dolayısıyla terapistiniz ile birlikte yürüdüğünüz bu yoldaki değişiminiz, her mevsimi (her duyguyu) deneyimlemeye açık, esnek olmanızı gerektiren; zaman, sabır, süreklilik ve emekle beslenen bir süreçtir. Terapi, acı ve benzeri zorlanılan duyguları bir sihirle Puff! diye yok etme işlevinde değildir: Onları deneyimleme sürecindeki sizi güçlendiren, bu deneyimleri algılayışınızı dönüştüren, rahatsızlık veren düşünce ve duygularınızla sağlıklı şekilde kalarak baş etme şekillerini öğrenmenize ve içselleştirmenize destek olan bir süreçtir. Elbette bireyin iç süreçleri ile bu denli ilgili olan bir yolda etken ve aktif konumda olması önemli bir gerekliliktir.

Bununla birlikte, insanın kendisi gibi sürekli bir devinim içinde olan hayatta, olumlu ve olumsuzlukların kol kola yürüdüğünü unutmamak gerekir. Sonuçta, acı da mutluluk da kaçınılmazdır; her biri değişimin ve dolayısıyla da insanın doğasının bir parçasıdır. Bu danışan için de terapist için de böyledir. Çünkü hayat, tüm insanlar için bir yanıyla kırılgan bir yanıyla yapıcı ve bileştiricidir. İnsan ise başına gelen şeylerin altında kalmaya yönelik değil; zorlanarak da olsa temas etmeye, onun içinden geçmeye, güçlenip büyümeye, evrimsel olarak varoluşunu sürdürmeye eğilimi olan bir varlıktır.

Psikoterapi, bu eğilim ile etkileşim içinde ilerler ve yeni keşiflere ışık tutarken aslında nasıl ulaşıldığı bilinmeyen “mutlu sonu” kapalı bir kutuda hediye etmek yerine daha kullanışlı şeyler sunar: Dün, bugün ve en önemlisi yarın üçgeni içinde tekrar tekrar kullanılabilecek/dönüşümlü beceriler ve kendini görmeye başlamanın bilgeliği... İşte; psikoterapideki zaman, süreç ve emek vurgusu bu nedenle çok değerlidir. Psikoterapideki değişim, mutluluk beklentisi ve varoluşun keşfi üzerine olan asıl sihir; zorlandığınızı hissettiğiniz noktada destek almaya istekli olma, dönüşümün bilincini kavrama, yolun gerektirdiği sorumluluğu üstlenme ve uzman iş birliği içinde süreci sürdürebilme motivasyonunda gizlidir.

Değişim; birdenbire belirmese de yaşadığınız her andan çıkardığınız anlamlarda heyecanlı bir şekilde sizi bekliyor olacaktır. Küçük dokunuşlar ile başlar her şey; dokunmadan önce adım atabilmek, belki daha da öncesinde kafayı kaldırıp bir bakabilmek gerek. Perinin değneği sizsiniz; artık nasıl diler ve nasıl gerçekleştirirseniz…

Kaynakça

  1. American Psychology Association (Psychological Science Agenda), May 2011 https://www.apa.org/science/about/psa/2011/05/facial-expressions
  2. The Stanford Encyclopedia of Philosophy (2019, Sep 3). Heraclitus. https://plato.stanford.edu/entries/heraclitus/

Daha iyi hissetmeye bugün başlayın

Uygulamayı indir ve size en uygun psikologu eşleyelim, ücretsiz ön görüşmenizi yapın ve alanında uzman psikologlarımızla görüşün.